Einsteinin sorunu ne ?
Tarih: 22:36, 28/2/2005
EINSTEIN’IN SORUNU NE?
ilkan kavlak ve kutay yaman
Osmangazi Üniversitesi Fen edebiyat Fakültesi Fizik bölümü 26040 Eskişehir Turkiye
ilkankavlak@gmail.com
kutayyaman@gmail.com
Özet
Kuantum kuramının ortaya çıkmasından sonra Einstein Belirsizlik ilkesinin yanlış olduğunu göstermek için çok uğraştı Einstein için kuantum kuramı bir saçmalıktı ve bir şey ya bir yerde yada başka bir yerde idi kesinlikle iki noktada aynı anda bulunamazdı. Sonuçta Bohr kuantum kavramını açıklarken Einstein ile karşı karşıya geldi ve tartışmalar böylece düşünce deneyleri ışığında başladı tartışmalardan bir sonuç alamayan Einstein bu kuramı çürütmekten vazgeçti ve bu kuramın yetersiz olduğunu savunmaya başladı bu tartışmalar geçerken aslında Einstein istemese de kuantum fiziğine katkıda bulunmuş oldu..
Anahtar Kelimeler: Solvay,EPR DENEYİ, Einstein, Bohr,
Giriş
Yirminci yüzyıl, iki büyük fizikçinin yıllar süren tartışmalara sahne olmuştur. Bu tartışmalardan en ateşli geçenleri ise Einstein ile Bohr arasında olan tartışmalardır. Einstein ile Bohr birbirlerine karşı sevgi ve saygılarının hiçbir zaman yitirmeden kuantum mekaniğinin temel kavramları üzerine tartıştılar. Kuantum mekaniğinin ilk ortaya çıktığı yıllarda fotoelektrik olayı açıklayarak kuantum kuramına çok önemli bir katkı sağlayan Einstein daha sonraları adeta istenmeyen bir çocuk gibi kuantum mekaniğini çürütmek için elinden geleni yapmıştır. 1927 yılında Brüksel de yapılan beşinci Solvay konferansı ile başlayarak Einstein önceleri Heisenberg’ in belirsizlik ilkesinin yanlış olduğunu savunmuş dolayısıyla kuantum kuramının tutarsız olduğunu iddia etti. Zamanla Bohr karşısında köşeye sıkışan Einstein Kuantum kuramını çürütmek yerine EPR paradoksu ile kuantum kuramının her şeye cevap veremeyeceğini öne sürdü. Tarihe geçen tartışmalar ve tarihe geçen sözler ile Bohr Einstein tartışması hala sona ermedi. Ve Einstein bu tartışmaların sonucu olarak klasik fizikçi oldu. Fakat Einstein’ın kabullenmediği şeyler neydi ? yada Einstein gibi bir dehayı köşeye sıkıştıran kimdi?
2. EINSTEIN BOHR TARTIŞMASI
2.1 EINSTEIN NEYI KABUL ETMEDİ: 1927 yılında Bohr, Heisenberg ve Pauli ile yaptığı bir dizi tartışmanın ışığında kafasında canlandırdığı kuantum kuramını derledi ve beşinci Solvay konferansında sundu. Konferansta Einstein da vardı Bohr için her şey yolunda giderken Einstein’ın determinist gelenekten geldiğini unutmuş ve Einstein’ı konferansta kuantum kuramı konusunda ikna edememişti. Bohr Einstein ile tartışırken Fiziğin görevinin doğanın nasıl olduğunu bulmak olduğu düşünmek yanlış olacağını Fizik, bizim doğa hakkında ne söylediğimizle ilgilenir diyordu. Ve doğa hakkında bir soru sorduğumuz zaman yanıtı belirlemek için deney cihazını da belirlememiz gerekeceğini söylüyordu. Gözleyen Gözleneni nasıl etkiler örneğin termometreyi suya daldırıp suyun sıcaklığını söylediğimiz zaman yanlış mı söylüyorduk ? yanıtımız eğer bizler makro dünyada çalışıyorsak göz hatamızın sonucu etkileyemeyeceğidir. Fakat mikro dünya ile ilgilenecek olursak gözleme işi elektronun durumuna göre değişecektir. Çünkü bu durumda dalga, yine gözleme göre parçacığın yönünü ortaya koyar. Einstein gözlemcinin nesnel bir gerçeğe olan bu etkisinin bir yol bulunup önlenebileceğini düşünüyordu. Ve İnsanların bile eğer gözlendiklerini bilirlerse durumlarını değiştirebileceklerini düşünüyordu. Einstein gençlik yıllarında filozof Mach ın etkisinde kaldığı için belki fiziğin metafizikten ayrılmasını düşünmekteydi. Ve düşünür Spinozanın tanrı betimlemesini benimsediği için o zaman ki kilise onu bir Yahudi olmasına rağmen Ateist olduğunu iddia ediyordu. Einstein çalışmalarını yalnız başına yürüttü. Bir gün tartışmalarından birinde şöyle yazdı. “ Bilimden beklediklerimizin açısından birbirimize karşıt grup olarak toplandık. Bohr ve arkadaşları Zar atan bir tanrıya, Bense gerçek nesneler olarak var olan şeyler dünyasındaki yetkin yasalara inanıyorum”
2.2 BELIRSIZLIK ILKESI VE EINSTEIN
Heisenberg' in belirsizlik ilkesi, bir sistemin durumunun tam olarak ölçülemeyeceğini, bu yüzden onun gelecekte tam olarak ne yapacağı konusunda kestirimde bulunulamayacağını göstermiştir. Tüm yapılabilecek şey, farklı sonuçların olasılıkları hakkında kestirimde bulunmaktır. Einstein' i o kadar huzursuz eden şey, işte bu şans ya da rasgelelik unsuru idi. Einstein, fiziksel yasaların, gelecekte ne olacağına ilişkin belirli, mutlak (belirsiz) olamayan bir kestirimde bulunmamasına inanmayı reddetti. Fakat, nasıl ifade edilirse edilsin, kuantum olayı ve belirsizler ilkesinin kaçınılmaz oldukları ve fiziğin her dalında onlarla karşılaşıldığı konusunda her tür kanıt vardır.
2.3 TARTIŞMALAR BAŞLIYOR
2.3.1 İLK PERDE : BEŞİNCİ SOLVAY KONFERANSI
Bohr 1927 yılında Brüksel’ de yapılan bu konferansta “kuantum postulatları ve atom kuramında yeni gelişmeler” başlıklı konuşmasını sundu. Bu konuşmasında yeni geliştirmiş olduğu tamamlayacak prensibinin ana hatlarını anlattı. Bohr’un fikirlerini çürütmek için Einstein şöyle bir düşünce deneyi önerdi; Bir elektron demeti üzerinde ince bir yarık bulunan bir perdeye çarpsın. Yarıktan geçen elektronlar uğrarlar ve olası her yönde hareket edebilirler. Birinci perdenin arkasında ikinci bir perde olsun bu durumda kırınıma uğrayan elektronlar ikinci perdenin herhangi bir yerine çarpabilirler. Kuantum mekaniğinin elektronlarının yarıktan geçtikten sonra ikinci perdeye olan hareketlerinin küresel bir dalga olarak açıklamaktadır. Bu dalga fonksiyonunun karesinin, ikinci perde üzerindeki herhangi bir yerdeki değeri elektronun o noktadaki çarpma olasılığını verir. Buna göre elektron perdeye varmadan hemen önce potansiyel olarak perdenin her yerinde bulunur. Fakat perdeye tek bir noktada çarpar. Einstein a göre bunun anlamı dalga fonksiyonun perdenin iki farklı yerinde aynı andaki davranışının birbiri ile bağlantılı olduğudur. Bu da Göreleliğe aykırıdır. Ayrıca kuantum kuramı elektronunun neden B noktasına değil de A noktasına çarptığını açıklayamıyordu. Bohr ise elektronların negatif kinetik enerjiye sahip olacağını göstererek Einsteinin fikirlerini bir ölçüde çürüttü ama bu tartışmadan bir sonuca ulaşılamadı.
O günlerin havasını ve özellikle Bohr ile Einstein arasındaki ünlü tartışmaları Heisenberg şöyle anlatır:
"İlk anlaşmazlık, 1927 yılı sonbaharında yapılan iki kongrede su yüzüne çıktı. Kongrelerden biri,Bohr'un yeni yorum hakkında bir konferans verdiği Como'daki fizikçiler semineriydi. Diğeri ise Solvay Vakfı'nın kuantum kuramında karşılaşılan sorunların ayrıntılı olarak tartışıldığı ve küçük bir grup fizikçinin çağrılı olduğu Brüksel Solvay kongresiydi. Hepimiz aynı otelde kalıyorduk ve en sert tartışmalar konferans salonunda değil, otelde yenen yemekler arasında yapılıyordu. Bohr ve Einstein kuantum kuramının yeni yorumunda yükü en çok çeken kişilerdi. Einstein,yeni kuantum kuramının durağan karakterini kabullenmeye hazır değildi. O elbette ilgili sistemin bütün belirleyici yanlarıyla tam olarak bilinmediği olasılık hesapları yapmak istemiyordu. Böyle görüşler, eski durağan mekaniğe ve ısı kuramına dayanıyordu.
Ama Einstein olayların kapsamlı bir tanımının yapılması için gerekli belirleyici yanlarını bilmenin tamamıyla olanaksız olduğu görüşünü kabul etmiyordu. "Sevgili tanrı zar atmaz" cümlesi bu tartışmalarda ondan en çok duyulan cümleydi ve bir değişimi yansıtıyordu. Ayrıca Einstein belirsizlik ilkesiyle uyuşamıyordu. Ve içinde bu bağıntıların artık geçerli olmadığı deneylerin ne olabileceğini düşünüyordu.
Tartışmalar genellikle sabahın erken saatlerinde,kahvaltıda başlıyordu. Einstein bize,kendi ilkesine göre belirsizlik bağıntısını çürüten düşünce deneyini açıklıyordu. Biz bunları hemen analiz etmeye başlıyorduk ve genellikle Bohr ve Einstein'e eşlik ederek konferans salonuna giderken,yolda sorunun ve iddianın açıklanmasına girişiliyordu. Daha sonra bütün gün boyunca bu konuda pek çok konuşma yapıldı ve Niels Bohr,Einsteinle yediği bir öğle yemeğinde,kendisi tarafından önerilen deneyin belirsizlik ilkesini zedelemediğini ispatladı. Einstein,biraz tedirgindi;ama ertesi sabah kahvaltıda öncekinden daha komplike olan ve belirsizlik ilkesinin geçersiz kılacağını düşündüğü yeni bir düşünce deneyine hazırdı....”
2.3.2 İKİNCİ PERDE BOHR ŞOKTA:
2.3.2.1 KUTUDAKİ SAAT DENEYİ: Enstein, pes etmedi. 1930 yılında ki Altıncı Solvay Konferansı’na hazırlıklı geldi. Yine bir düşünce deneyi ortaya attı: Einstein, ışık geçirmeyen bir kutu içinde bir saat bulunduğunu varsaydı. Bu kutunun kapağı çok hızlı açılır kapanır cinstendi. Kutu içinde foton gazı hapisti. Kapak açılıp kapatıldığında bir foton dışa kaçıyordu. Buna göre kapağın açılışının öncesinde ve sonrasında kutu tartılarak fotonun kütlesi ve bu nedenle de enerjisi ölçülebilirdi. Sonuç olarak, fotonun enerjisini ve zamanını istenen kesinlikte ölçmek olanaklıydı. Bu ilişki, belirsizlik ilkesini ihlal ediyordu. Böylece Einstein belirsizlik ilkesinin tutarsızlık ilkesinin tutarsızlılığını gösterecekti. Bunun içinde E=mc2 formülünü kullandı. Bu düşünce deneyi Bohr için tam bir şoktu ve Çözümü bir türlü bulamıyordu ve bütün gece çok mutsuzdu. Toplantıya katılan fizikçileri Einstein’ın haksız olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Eğer Einstein Haklı ise bu Bohr için bütün çalışmalarının sonu olacaktı. İki rakibin konferansı terk edişini Rosenfeld şöyle anlatıyor. “ Einstein’ ın yüzünde alaycı bir gülümseme ile heybetli bir şekilde sessizce yürüyor Bohr ise son derece heyecanlı adeta Einstein’ın arkasından koşturuyordu.„ O gece Bohr sabaha kadar uyumamıştı Einstein’ ın iddialarını çürütmek için bütün gece uğraştı aklında hep ya yarın çıkıp Einstein’ın haklı olduğunu söylecek böylece kuantum fiziği tarihe karışacaktı yada Einstein’ı çürütüp gücüne güç katacaktı Beklediği cevap oldukça geç geldi. Einstein’ın genel Görelelik kuramına göre, bir saatin kütle çekimi alanı içindeki konumu saatin hızını belirler. Başka bir deyişle kütle çekimleri içersindeki farklı konumlarda zaman farklı hızlarla değişir. Bu da zaman ölçümünde belirsizliğe yol açar. Ve Bohr Heisenberg in belirsizlik hesabını yaparak ilkenin tutarlı olduğunu gösterdi. Böylece enerji ile zamanı aynı anda ölçmek imkansız oluyordu. Böylece Einstein’ ı Bohr deyim yerindeyse adeta Genel Görelelik ile arkasından hançerlemiş oluyordu. Artık Einstein için kuantum kuramını çürütmek imkansızdı ve belirsizlik ilkesinin yanlışlığını göstermekten vazgeçti. Ama eğer kuram çökertemiyorsa bir yolu ile kuramın her şey olmadığını göstermesi gerekiyordu derken oyunda son perdeye girdi.
2.3.3 EPR PARADOKSU: Einstein kuantum kuramının olasılıkçı yorumuna ve belirsizlik ilkesine duyduğu kuşku ömrü boyunca sürdü. Olasılık genliklerinin nesnel gerçeği tanımlamaktan uzak olduğu ve dolayısıyla kuantum kuramının tam yada tamamlanmamış bir kuram olduğunu düşünüyordu. Deney önerisi 1951 yılında David Bohm tarafından ileri sürülmüştü. Yine EPR deneyi ile adlandırılan deneyde, başlangıçta birleşik olan ve sonra ayrılan iki parçacığın birbiriyle ilişkisi tartışılır. Bir helyum atomundaki zıt spinli iki elektron ya da nötr piyondan oluşan bir elektron pozitron çifti böylesine bir parçacık çiftine örnektir.
Elektron pozitron çiftini ele alacak olursak elektronun spini saat yönünde ise pozitronun spini saat yönünün tersidir. Bu olay açısal momentumun korunumu gereği böyledir. Başka bir değişle elektronun ve pozitronun spini ½ dir. Elektron ½ ise pozitron kesinlikle -1/2 olmalıdır. Asıl mesele bu iki parçacık arasındaki ilişki, yani birinin ötekinin spinini belirlemesi birbirinden çok uzak iken de sürer mi ? kuantum kuramı bu ilişkinin süreceğini iddia ederken yerel nedenselliğe göre bu ilgi imkansızdır. Eğer elektron ile pozitron birbirleri ile ışık yılları kadar uzak ise bu durumda bu olay özel Görelelik ile çelişmekteydi. Çünkü bu durumda veri ışıktan hızlı iletiliyor demekti bu da Göreleliğin postülaları ile çelişiyordu. Einstein a göre bu deney kuantum kuramının saçmalığını ifade ediyordu. Çünkü diğer bir parçacık galaksinin diğer ucunda olsa bile döndüğü yön hemen bilinebilirdi. Bu iki parçacığın birbirine bağlı olduğu ve aralarında iletişim kurulduğunun düşünülmesi yatmaktaydı. İki parçacık arasında nedensel bir ilişki kurulduğunda ise parçacıkların ışık hızından daha büyük bir hızla haberleştikleri söylenebilirdi buda Einstein’e göre saçmalıktı. EPR düşünsel deneyinde ışıktan hızlı veri gönderebilineceğini kanıtlanamaz ve bu saçmalık olur. EPR deneyi üzerine Steven Hawking şöyle diyor “Bir kişi kendi parçacığında yapılan ölçüm sonucunda, spinin sağa doğru olmasını seçemeyeceğinden,uzaktaki bir gözlemcinin parçacığında yapılan ölçümün sonucunda da spinin sola doğru çıkmasını öngöremez. Bu düşünsel deney, aslında tam olarak kara delik ışımasında gerçekleşen şeydir. Sanal parçacık çiftinin,ikisinin kesinlikle zıt spinleri olacağını öngören bir dalga fonksiyonu bulunacaktır. Ancak parçacıklardan biri kara deliğe düşerse geriye kalan parçacığın spininin kesin olarak öngörülmesi olanaksızdır. Bizim asıl yapmak istediğimiz ise giden parçacığın spinini ve dalga fonksiyonunu öngörmektir; bunu kara deliğe düşen parçacığı gözlemleyebilirsek gerçekleştirebiliriz. Ancak bu parçacık artık kara deliğin içindedir;burada spini ve dalga fonksiyonu ölçülemez. Bu nedenle kaçak parçacığın spini veya dalga fonksiyonu öngörülemez. Bu parçacık, farklı olasılıklarla,farklı spinlere ve farklı dalga fonksiyonlarına sahip olabilir. Ancak eşsiz bir spine veya dalga fonksiyonuna sahip değildir. Böylece,geleceği öngörme yeteneğimiz daha da azalmış görünür. Belirsizlik ilkesi,parçacıkların konum ve hızlarının birlikte kesin olarak öngörülemeyeceğini gösterdiğinden,hem konumların,hem de hızların öngörülebileceği hakkındaki Laplace 'a ait klasik düşüncenin değiştirilmesi gerekiyordu”
EPR Deneyi ile ilgili olarak, ana hatları ile bir noktadan yola çıkan aşağıdaki şekildeki A ve B parçacıklarıyla ilgileniyoruz. A ve B, taşıdıkları özellikleri belirli ve başlangıçta birbirleri ile ilişkilidir. Öyle ki A ile bir özelliği ölçecek olursak B ile ilgili olarak aynı özelliği ölçebiliyoruz. EPR deneyinin kurgulayanlar bunda belirsizlik ilkesi bakımından bir tuhaflık sezmişlerdi.
Belirsizlik ilkesi gereğince parçacığın momentumu belirlenebiliyorsa konumu belirlenemez konumu belirlenebiliyorsa momentum belirlenemez. Sonuç olarak EPR deneyinin olası uygulamaları olarak kuantum şifreleme gelmektedir. Böylece veriler sayısal ağlar üzerinden nakledilen gizli metinlerin bir yerden uzaktaki bir etki sayesinde anında istenilen yere aktarılabilecek ve uzaklara atlayabilen hayalet ağlar kurulacaktır. Einstein Podolsky ve Russen şu iki alternatifi önerdiler
· Ya gerçekliğin dalga fonksiyonu ile kuantum mekaniksel betimlemesi yanlış
· Ya da birbirlerini tamamlayıcı olan özelliklere karşılık gelen fiziksel miktarlar aynı anda gerçekliğe sahip olamazlar yani biri gerçekse diğeri gerçek olamaz.
Einstein birinci alternatifi Bohr ise ikinci alternatifi savunuyor. EPR deneyinin tartışmayı bitirmedi tartışma ekseni sadece farklı bir eksene kaydı: gerçeğin doğası bunun açıklamada kuramın rolü bugünde hala devam etmektedir.
2.4 KUANTUM MEKANİĞİNİN DEĞİŞİK YORUMLARI:
2.4.1 KOPENHAG YORUMU:
Kuantum mekaniği nesnelerin yada sistemlerin bireysel olarak davranışlarını inceler ve açıklamaya çalışır. Yani mikroskobik sistemden oluşan tek bir yapının yada çok sayıda atomdan oluşan bir kristalin davranışını inceler. Burada bireysellikten kasıt; kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik gibi aynı türden çok sayıda sistemin istatistiğin özellikleri ile değil, tekbir sistemin davranışları ile ilgilidir. Kuantum mekaniğindeki olasılıklar bu yüzden istatistik mekaniğindeki olasılıklardan temelde farklıdır. Olasılıklar temel özelliklerdir. Schröndinger fonksiyonunun belli bir sistem için çözümüne o sistemin dalga fonksiyonu adı verilir. Kuantum mekaniğinde dalga fonksiyonunun karesi ile ifade edilen olasılıklar gözlemcinin yada kuramcının eksik bilgisinden kaynaklanmaz. Bu olasılık ve ona bağlı olan belirsizlikler doğanın özünde bulunur. Gözlenen sistem ve gözlemci arasındaki ilişki: Heisenberg’e göre fiziksel dünya iki parçaya ayrılır, gözlenen sistem ve gözleyen sistem ikisi arasında bir sınır vardır. Bu sınır hangisinin kuantum fiziği hangi klasik fizikle ifade edileceğini belirtir. Heisenberg’e göre bu sınırın nereye konulacağı tamamıyla bizim özgül irademize bağlıdır. Born’ a göre ise böyle bir sınır yoktur. Gözlenen sistem ile gözleyen sistem bölünmez bir bütün olarak ele alınmalıdır. Gözlenen sistemin gözleyen sistemden bağımsız olarak özelliklerinden bahsetmek anlamsızdır.
2.4.1.1 ÖLÇÜMLERİN GERİ ÇEVRİLEMEZLİĞİ: Bir ölçüm yaptığımızda sistemi geri dönülemez şekilde değiştirmiş oluruz.
2.4.1.2 KUANTUM İNDİRGEME: Bir ölçüm, ölçümün yapıldığı nesne yada sistem üzerinde bir eylemi içerir. Bu da dalga fonksiyonunun indirgenmesine neden olur. Bohr bunu yeni bir tür fiziksel yasa olarak kabul etmiştir. Kuantum kuramı bu indirgemenin olasılıklarını verir fakat mekanizmasını açıklamaz.
2.4.1.3 TAMAMLAYICILIK: Bohr’un tamamlayıcılığı birbirinden bağımsız ve bütün deney ve gözlemleri tam olarak anlamak için birlikte gerekli olan kavramları bir arada düşünme olarak tanımlamıştır. Buna en iyi örnek dalga parçacık ikililiğidir. Kuantum nesnelerinin bazı durumlarda dalga bazı durumlarda ise parçacık gibi davranması gibi bu tamamlayıcı özellikler aynı anda gözlenemez yani bir elektron aynı anda hem dalga hem parçacık gibi gözlenemez. Deneyin koşullarına göre ya parçacık yada dalga özelliği gösterir.
2.4.2 ÇOKLU DÜNYALAR YADA PARALEL EVRENLER YORUMU: Kopenhag yorumu bazı fizikçiler tarafından yeterince tatmin edici bulunmamaktadır. Özellikle dalga fonksiyonunun indirgenmesi Schördingerin kedisi örneğinde bulunduğu gibi paradokslara neden olur. Benzer bir biçimde Kopenhag yorumu EPR paradoksunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu nedenlerle zaman içerisinde başka yorumlar ortaya atıldı bunlardan en önemlisi Hugh Evertt’in 1957 yılında Princeton Üniversitesinde yapmış olduğu, “evrensel dalga fonksiyonu kuramı” adlı doktora tezi ile öne sürmüş olduğu göreli durumlar yada paralel evrenler yorumudur. Mikroskobik sistemlerin örneğin atomların dalga fonksiyonları saf kuantum durumlarının üst üste binmiş durumu yani toplamı şeklinde yazılır. Dolayısıyla sistemin konum, momentum gibi fiziksel özellikleri, ölçüm yapılıncaya kadar kesin bir değere sahip değildir. Kopenhag yorumuna göre ölçüm yapıldığı anda sistem bu saf durumlardan birine çökertilir. Ve ölçülen özelliğin değeri, bu saf durumun sahip olduğu değerdir. Bu durum bir çok soru oluşturmaktadır. Bu indirgeme nasıl olur? Kopenhag yorumu işte bu soruyu açıklayamamaktadır. Everett bu soruya şöyle cevap vermektedir. “dalga fonksiyonlarının indirgenmesi diye bir şey yoktur. Evren kuantum düzeyinde ne zaman bir seçim yapmak durumunda kalırsa, kaç tane Alternatif kuantum durumu varsa o kadar parçaya bölünür. Bunu daha iyi anlamak için Schröndinger’in kedisini örnek olarak alalım. Bu deneyde iki olasılık var. Ya radyoaktif atom bozulur kedi ölür yada bozunmaz ve kedi canlıdır. Kopenhag yorumuna göre kutu açılıp içine bakılana kadar olasılıkların ikisi de gerçek değildir. Kutunun içerisindeki kedinin dalga fonksiyonunun iki durumunun bir üst üste binmiş halidir. Yani kedi ne ölüdür ne de canlıdır. Kutuyu açıp baktığımız anda dalga fonksiyonu bu iki durumdan birine indirgenir yani kutu açılınca kedi ya canlı gözlenir yada ölü gözlenir. Çoklu dünyalar yorumuna göre ise sistem bir biçimde karşı karşıya kaldığı anda her iki olasılıkta gerçek olur, Ancak evren ikiye ayrılır. Evrenlerden birinde gözlemci kutuyu açar ve kediyi ölü bulur; diğer evrende ise gözlemci kediyi canlı olarak gözlemler. Burada önemli olan kutunun içerisindeki kedinin gözlemci bakmadan önce bir evrende ölü diğerinde ise canlı olduğudur. Dolayısıyla gözlemci kutuya baktığında dalga fonksiyonun indirgenmesi diye bir şey söz konusu değildir. Her bir evrendeki gözlemci eşi olmayan bir evren içerisinde yaşamaktadır. Ve diğer evrenlerle iletişim kurması mümkün değildir.
Sonuç olarak çoklu dünyalar yorumu ile temel problem evrenin her an çok sayıda kuantum alternatifleri ile karşı karşıya olduğu dolayısıyla her an çok sayıda evrene bölündüğü bunun sonucu olarak ta uzayı paylaşan neredeyse sonsuz sayıda evrenin var olduğu fikrinin oldukça itici fikir olduğudur. Bu fikrin kanıtlanması yada çürütülmesinin imkansızlığı da ayrı itici bir noktadır.
3. SONUÇ:
3.1. TARTIŞMALAR SONRASI NELER YAŞANDI: Einstein, 1905 yılındaki yazılarından biri olan, fotoelektrik olayın açıklaması ile ışığın kuantumlu yapıda olduğunu göstererek Kuantum fiziğinin hem önünü açmıştı, hem de Nobel Ödülünü bu kuram sayesinde almıştı. Oysa zamanla Heisenberg’in belirsizlik ilkesi onu tedirgin etmeye başlamıştı sonraları Schröndinger’in denkleminin neyi temsil ettiği üzerine N.Bohr, W.Heisenberg, M. Born ile girdiği tartışmalar üzerine bir uzlaşmaya varamadı ve tüm çalışmalarını artık yalnız bir şekilde yürüttü. Einstein, bundan sonra yeni kuantum kuramının tutarlılığı üzerine hiçbir tartışmaya girmedi. Gerçi bu kuantum kuramınızın tam ve nesnel bir cevap vermediğini savunmaya devam etti. Einstein ile Bohr arasındaki tartışmalar yaşamları boyunca sürdü fakat hiçbir zaman sonuçlanamadı birbirlerine karşılıklı sevgilerini ve saygılarını kaybetmediler. 1920 lerin sonlarına kadar yeni kuantum kuramına hiç dokunmadı onunla genç fizikçiler yetişti ve yeni kuram ortaya matematiğin, kuramsal fizikteki üstünlüğünü gösterdi. Soyut matematikte büyük teknik gücü ve onu problemlere uygulayanlar ön plana geçti.
Einstein 1930 lu yıllarda emperyalizm karşıtı eylemler yapan ve ulusal bağımsızlığı savunan sol eğilimli bir örgütün onursal başkanıydı. Aynı zamanda komünist ajanlar Hilaire Noulans ile eşinin saklanmasına yardımcı olmuştu. Öldüğü yıl 1955 yılında FBI, Einstein hakkında 1500 sayfalık bir araştırma dosyası bulunduruyordu ve FBI Einstein’ı ajanlık ile suçluyordu. Almanya’daki evini ise haberleşme adresi olarak kullandığını iddia ediyordu. Einstein ömrünün son birkaç on yılını kütle çekimi ve elektromagnetizmayı bir araya getirmek için başarısız olduğu söylenen bir deney ile uğraştı söylenti olduğunu söylüyorum çünkü Einstein bir gün İnsanlığı çok sevdiğim için fiziği batağa soktum demişti Ayrıca FBI raporların birinde çok büyük bir güce sahip ışınlanma makinesini icat ettiğini iddia ediyordu. Soruşturma 1940’ın Aralık ayında başlatıldı Einstein’ın arkadaşı Gustav Bucky nin komşusu Manhattanda geçici bir laboratuarda ölüm ışını makinesi üzerine çalıştıklarını öne sürmüştü.
Yetkililer laboratuara baskın düzenlediğinde ise laboratuarın yıkıldığını görmüştü. Einstein ölüm ışınımını 1916 yılında, atomdaki elektronların yüksek enerji seviyesine sıçradığında, enerjilerinin tek frekanslı ışık atılımı şeklinde serbest bırakarak bir araya toplandığını gösterdi. Bu ışın demeti ise bir metali bile kesebiliyordu kullanılan ölüm ışını lazerin atası olarak kabul edilmektedir.
Einstein öldükten sonra Beyni çıkarıldı ve Halen ABD, Wichita’daki bir doktorun evinde kavanoz içerisinde saklanıyor. Dr. Thomas Harvey, 1955 yılında bir otopsi sırasında Einstein’ın beynini çıkarmış Beyni 1,4 kg olup bir insandan %12 oranında hafif ve gliyan hücre sayısının fazla olduğu görülmüş Kanada McMaster Üniversitesinde yapılan bir araştırma sonucunda Sylvian fisürünün gelişmiş ve alt parietal lobunun normale göre %15 daha geniş olduğu tespit edildi. Uzmanlar Slyvian fisürünün gelişmiş olmasının beyindeki bilgi alışverişini kolaylaştıracağını, parietal lobun ise matematikle ilgili yeteneği ve uzay mekan bağıntısı kurma yetisini arttırdığını belirtiyorlar.
Einstein tartışmalarda sık sık Tanrı Zar Atmaz dese de Bohr bu sözün üzerine Tanrı titizdir ama kötü niyetli değildir diyordu
Sonuçta Einstein bu tuhaf dünyadan ayrıldı. Bu insanlık için hiçbir şeydir. Fiziğe inanan insanlar için gelecek zaman ile şimdiki zaman arasındaki ayrımın ısrarlı bir yanılsama olduğunu bilirler.
KAYNAKLAR:
1. bilim teknik dergisi ekim 2000 sf 52-53-54
2. http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanları/1000_yilin_dahileri/00222/
3. Yeni Rehber Ansiklopedisi cilt 6 sayfa 213-214
4. Einstein ile Kuantum Kuramı Hazırlayan Ramazan Karakale
5. Serway Fizik 3 Palme yayıncılık
6. www.geocities.com/baysiradan
7. Yrd.Doç.Dr. Ö. Said Gönüllü TANIMADIĞIMIZ EINSTEIN
8. www.geocities.com/fizikmuhendisligi/Fizikciler.html
9. www.gazetesi.com/bilim/html/modules. php?op=modload&name=News&file=article&sid=8
10. www.sarisayfalar.com.tr/ haberdetay.asp?hid=46&hkid=2
11. www.zamandayolculuk.com/cetinbal/einsteinkuantum.htm - 46k -
12. www.zamandayolculuk.com/cetinbal/fotontelepati.htm
13. http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/kuantumFizigi.htm
.